İspanya’da Lezzet ve Sanatın Zirvesi: San Sebastian & Bilbao | Ayrıcalıklı Rotalar
[Müzik] Peki kim bu Basklar? Bask bölgesi 1979’daki özelklik yasası ile üç eyaletin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir federasyon aslında. Başkenti Vitoria, Bilbao ve San Sebastian bölgenin önemli şehirleri. Resmi dil baskça ve İspanyolca. Bask bölgesi kişi başına düşen gelirle İspanya’nın en zengin noktalarından. Fakat zamanında pek çok baslı güvenlik nedeniyle bölgeden ayrılmış. Kökleri Akitanyalılara dek uzanan ve Kafkasya’dan geldikleri düşünülen Bask halkı İberya’nın bugün yaşayan en eski halkı. Ataları binlerce yıl önce bu topraklarda önemli bir medeniyet yaratmışlar. 8. yüzyılda İberya’yı işgal eden Araplara karşı büyük bir direniş göstermişler. 120 yılında bugünkü İspanya Krallığının temeli olan Kastilya Krallığına katılmışlar ama hep özerk yapılarını sürdürmüş baskılar. 1876’da özerkliğin toptan kaldırılmasıyla basklar arasında ulusalcılık hızla yayılmış. 1959’da etalı yıllar başlamış. İspanya ve Fransa sınırları içinde yaşayan basklara ait bağımsız bir devlet kurmak için yola çıkmışlar. Önce Franco’ya karşı silahlı mücadeleye girmişler. Sonra da eylemlerini İspanya geneline yayan bir terör örgütü haline dönüşmüşler. Yaklaşık 20 yıl boyunca eylemlerini devam ettiren örgüt 2006 yılında süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etmiş. O yıllarda terör bask bölgesinin en önemli sorunu olmuş. Ancak şimdilerde bu hava dağılmış, yerini huzura ve barışa bırakmış. [Müzik] Sanayi geliştikçe bas kültüründe elbette yıpranmalar olmuş ama dağ köylerinde baskların kendine özgü yaşamı, çobanlık, bask yemekleri ve geleneksel pişirme yöntemleri, bask mimarisine göre yapılmış evler hala var. Bu pastoral yaşam sizi kendinizden geçirecek. Vaktiniz varsa çıkın dağlara. Odun kokusunu çekin bol oksijenle birlikte ciğerlerinize. Bas kültüründe mitolojik ve mistik inançların izleri net olarak hissediliyor. Toplumda kadınlara özel bir önem verilmiş ve hep derin bir saygı gösterilmiş. Biz de bu saygıya şapka çıkarmayı ihmal etmiyoruz. Elbette günümüzde futbol baskılarda çok önemli. Atletik Bilbao takımında hiçbir şekilde yabancı futbolcu oynatmıyorlar. Maç günleri bölgede adeta hayat duruyor. [Müzik] [Müzik] Şu anda Bilbao’da Nervion Nehr’in kıyısındaki Hugenheim müzesinin önündeyiz. Düzensiz, eğrisel biçimlerin hakim olduğu yapı ünlü mimar Frank Gary tarafından tasarlanmış. Gary İstanbul Tepebaşı’a da bir müze tasarımı yaptı ama maalesef proje hayata geçirilemedi. 1997 yılında tamamlanan bu bina ise içinde sergilenen 20. yüzyıl çağdaş sanat eserlerinden çok daha fazla üne sahip. Bilbao İspanya’nın kuzeyindeki Bask bölgesinin en gelişmiş endüstri kenti aslında. Bu yüzden kentte daha çok sanayi yapıları var. Ama Gugenheim müzesinin açılmasıyla birlikte kent turistik bir kimliğe büründü ve çok sayıda turist çekmeye başladı. Bilbağlular dünyaya ders verdiler. Hem sanayinin hem sanatın bir arada nasıl harmanlanacağını göstererek. Biz de saygıyla eğiliyoruz tam kıvamındaki bu başarılı harmana. [Müzik] Gugunay müzesi dev yapısıyla neredeyse tarasa kadar yanaşıp sanatseverleri selamlayan Nervion Nehri ile el sıkışıyor. Güneş ışınları titanyum kaplaması üzerinde adeta dans ediyor. Aslında Gary kurşun bakır alaşımı kullanmak istemiş kaplamasında. Ancak çoğu ülkede bunun kullanımının yasaklanmasıyla farklı bir malzemeye ihtiyaç duymuş. Alüminyumu düşünmüş önce ama rengi değiştiği ve kirliliğe dayanıklı olmadığı için uygun bulmamış. Paslanmaz çeliği de Gary binanın konumu ve Bilbao’un ışık koşulları nedeniyle beğenmemiş. Söylendiğine göre rastlantı eseri yerde bulduğu bir parça titanyumun yağmurda altın rengini alması Gary’nin aradığı cevabı bulmasına yetmiş. Böylece ışıkla malzemenin oyununu izleyebilmemizi sağlamış. Camlı dış cephe düzenlemelerinde kullanılan üçgen ve kırık cam kompozisyonları güneş ışığını farklı açılarda kırarak unutulmaz ışık oyunları yaratıyor. Müzenin baş döndürücü kıvrımları ve mimarisi bir süre sonra insanın hangi yöne gideceği ile ilgili karmaşa yaşatabiliyor. Müzenin yapılmasını istemeyenler çıkmış başlangıçta ama 100 milyon dolarlık maliyet kendini 3 yılda amorte etmiş ve bugüne kadar 20 milyon civarında kişiyi ağırlamış. [Müzik] Müzenin hemen girişindeki 12 metrelik çelik, toprak ve binlerce çiçekten oluşan adeta yaşayan bir yapıt niteliğindeki Cefkunz imzalı köpek müzeye bekçilik yapıyor. [Müzik] Fransız sanatçı Luis Bourjua’nın annesine adadığı Mama yani Anne adlı örümcek 1999 yılında yapılmış. Bakır, mermer ve çeliğin kullanıldığı eser yaklaşık 9 metre yüksekliğinde. Örümceklerin ağları hem yavrularına bir yuva hem de avlanmak için bir tuzak. Sanatçı eserinde anneliğin hem koruyucu hem de yırtıcı yönünü betimlemiş. Örümceğin ince bacakları kırılganlığı, çelik olmaları ise dayanıklılığı simgeliyor. [Müzik] Pek çok yapıtı İstanbul’da da sergilenen Aniş Kapur’un havuzun ortasına yerleştirilmiş 13 metre yüksekliğindeki eseri Paslanmaz Çelikten yapılmış kürelerden oluşuyor. Kürelerin üzerine yansıyan şehir manzaraları ziyaretçilere insan gözünün her zaman doğruyu göremeyebileceğini anlatıyor. [Müzik] Müzenin ilgi alanı 20. Yüzyıl çağdaş sanatı. Yerleştirme ve benzeri sanat objeleri resim ve heykellerden daha fazla. Burada çok sayıda sanatçıya geçici sergi düzenlemek yerine birkaç sanatçıya yoğunlaşıp onların çok sayıdaki eserini sergilemek tercih ediliyor. Pek çok galeri var içeride. Galerilerin en büyüğü ve ilgi çekeni ise heykel trash Richard Serra’nın bu müze için tasarladığı müzenin kalıcı sergisi The Matter of Time’ın yer aldığı uzun galeri. Bunu hemen balkonun aşağısında görebiliyorsunuz. 2005’te tamamlamış Serra bu enstalasyonu. Galerinin tamamı heykel alanının bir parçası olarak kabul ediliyor. Serra insanların heykellerin arasından ve içinden geçişine göre konumlandırmış çalışmasını. Müzeyi gezmeye hemen girişten sonra yer alan Zero Espacioa’dan başlayabilirsiniz. Buradaki ekranlardan gerekli broşürleri alabilir, müze ve sergilenen yapıtlarla ilgili ön bilgi edinebilirsiniz. Atrio Sentral dedikleri ana avlu müzenin merkezi gibi. Üç kata yayılan sergi galerileri bu avlunun çevresinde. Her kat asansörlerle ve geçitlerle birbirine bağlanıyor. Burada toplam 20 sergi salonu, bir auditoryum, restoranlar ve de mağaza var. Müzede geçici sergiler de düzenleniyor. Diğer Googleime müzelerinde sergilenen yapıtları ve geçici olarak kiralanan ya da ödünç alınan çağdaş sanat eserlerini burada görmek mümkün. [Müzik] Bas sahillerindeki üç tepe üzerinde yer alan San Sebastian tarih, doğa ve gastronominin iç içe olduğu yerlerden biri. Fransa’nın görülmesi gereken Biar şehrinden 45 dakika mesafede Atlas Okyanus kıyısındaki şehir Bask bölgesinin adeta incisi. 2014’te San Sebastian Manastrının çevresinde kurulmuşken 16. yüzyıldan itibaren İspanyollar için önemli bir deniz kuvvetleri limanı olmuş. 1700’lü yıllarda iki kez de Fransa tarafından işgal edilmiş. 1813’te özgürlüğüne kavuşmuş ama bedeli ağır olmuş. Neredeyse şehrin tamamı yanmış. Kraliçe Maria Kristina’nın tatillerini geçirmeye başladığı 1800’lerde ise Miramar Sarayı, Victoria Ohenya tiyatrosu gibi gösterişli binalar, geniş bulvarlar ve yemyeşil parklar ile en parlak dönemini yaşamış. Tekrar inşa edilişin ardından Kraliçe ı’nın yazlık şehri olmuş. Kraliçenin varlığı aristokrat çevrenin de San Sebastian’a gelmesini sağlamış. Günümüzde restoranları, pincho barları, şık otelleri ve butikleri ile eşsiz bir sahil beldesi San Sebastian. Muhteşem plajlarını özellikle de Laakonça koyunu, nefes kesici manzaraları ile Igueldo tepesini de unutmamak lazım. Halk buraya Bas dilinde Donostiya diyor ve Donestyalıların hayattan ve doğanın sunduklarından zevk alma prensibi şehrin her köşesinde hissediliyor. Her yıl 20 Ocak tarihinde Tamboradağ adlı bir festival düzenleniyor. Belediye başkanı şehrin eski kısmı olan Parte Viahada şehrin bayrağını göndere çekiyor ve 24 saat boyunca şehirde davul sesleri duyuluyor. Mayıs ayından itibaren hareketlenmeye başlıyor San Sebastian. 2016 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş. Zaten şehir son 80 yılda çok önemli bir yol kat etmiş. Temmuz aylarında ise San Sebastian Caz Müzik Festivali var. İlk olarak 1939’da klasik müzik festivali düzenlemişler. O yıldan bu yana her yıl Ağustos ayında bu festival tekrarlanıyor. Eylül ayları ise San Sebastian Film Festivaline ayrılmış. Dünyanın dört bir yanından yıldızların akın ettiği bu prestijli festival Türk sinemasında unutmamış. 1988 yılında başrollerini Şener Şen ve Uğur Yücel’in paylaştığı Yavuz Turgul’un yönettiği Muhsin Bey filmine de jüri özel ödülü vermiş. [Müzik] Atlas Okyanus kıyısındaki San Sebastian’ın en büyük koyu Lakonça’nın kumsalı. Gördüğünüz gibi altın rengi. Suları ise turk. Yaz boyunca burası her an hareketli. Laakonça’nın hemen yanındaki Lazurriola koyu ise daha küçük. Genellikle de Sörfçü gençler tarafından tercih ediliyor. Bir diğer plaj olan Ondaretta çocuklu aileler için ideal bir yer. Gross plajı ise daha sakin. Tekne ile gidilebilen en büyük ada Santa Clara’nın plajları daha ziyade korunaklı koylardan oluşuyor. [Müzik] Şu anda San Sebastiya’nın bir diğer görülmesi gereken noktası olan Urgul tepesind ve zirvede rüzgarlar sertesiyor. Tarihi merkezden yaklaşık 30 dakikalık bir yürüyüşle çıktığımız Urgul tepesine 1950 yılında yerleştirilen ve şehrin hemen her yerinden görülebilen 12 metrelik Haz İsa heykeli için bir benzetme yapılıyor. Rio Caneiro’da 710 metre yükseklikteki Korkovado tepesinin zirvesindeki Hz. İsa heykeliyile benzerliği konuşuluyor. Bu yüzden de küçük diyorlar San Sebastian’a. Elbette şehrin tepeden manzarası da en az heykel kadar görülmeye değer. Heykelin altında küçük bir müzede bulunuyor. Bence manzaranın tadını çıkarmak için tepeye çıkın ve Instagram hesabınız için bol beğeni alacak fotoğraflar çekin. [Müzik] Dünyada kişi başına düşen en fazla Mşlen yıldızı restoran olduğu yer. San Sebastian. San Sebastian’da 1, 2 ve 3 mişlen yıldızlı çok sayıda restoran var. Hem gurme restoranları hem de pincho barları bu şehirde muhakkak deneyin. Burada bir de ünlü aşçılık okulu var. Geçmişte sadece erkeklerin girebildiği gastronomi kulüplerinde yapılan pinçolar küçük bir parça baget ekmeğinin üzerine konulan mezelerle hazırlanıyor. Bask kültüründeki mezelere pincho deniliyor. Pincho İspanyolların tapasına benz onlardan biraz daha farklı. Bazıları küçük çubukların ucuna takılarak sunuluyor. Atıştırmalık ama her birinden tatmadan geçmek gerçekten çok zor. Sonra ne mi oluyor? Pek o kadar da yemedim ama neden nefes alamıyorum ki dedirtiyor insana. Siz siz olun nefsinize hakim olun. Bu arada size bir ipucu. İspanya deyince akla hep güneş gelir. Oysa San Sebastian kuzeyde olduğu için havası İngiltere’ye benziyor. Sabah denize girip güneşlenirken öğleden sonra yağmurda montla dolaşıyorsunuz. Bir de küçük not. Pincho turunu profesyonel rehberlerle yapmakta yarar var. Nerede ne yenir, hangi sıralama uygulanır gibi ritüelleri bir bilene danışmak emin olun keyfinize keyif katacak. Ben de şimdi Pincho Rehberi eliyle bu lezzet şölenine katılacağım. [Müzik] [Alkış] San Sebastian’da kaç tane pinçobar var? E, evet, San Sebastian’da Norveç’tekinden daha çok pinçobar var. Peki kaç farklı pincho yapıyorsunuz? Mevsime, şefe, yaratıcılığa bağlı olarak değişen pek çok pincho var. Çok fazla yapabiliyoruz. Yani müşterilerinizi gezdirirken hangi pinçara götüreceğinize nasıl karar veriyorsunuz? Benim için asıl önemli olan ne? Sundukları. Biz daima her şeyden biraz bulabileceğimiz yerlere gidiyoruz. Yani deniz ürünleri olsun, balık olsun, et olsun. Pekala. E şehirdeki en seçkin pinçobarlar hangileri? Ben hepsini seviyorum ama sizi çok sevdiğim Atari ve Lavine’ye götüreceğim şimdi. [Müzik] Svastian deniz kenarında olduğu için pincho barlarda çok sayıda mezeyi deniz ürünleriyle yapıyorlar. Şu anda Meryem Ana Kilisesi’nin tam karşısında tarihi şehirde Atarı isimli Pinçobardayız. İsterseniz gelin bunların bir tadına bakalım. Gerçekten çok lezzetli. Aslında pincho’yu yemenin doğru yolu ellerinizi kullanmak. Çatal bıçak yerine. Yani aynen şöyle yapıyorsunuz ve ağzınıza atıyorsunuz. Çok lezzetli. [Müzik] Pincho barı dendiğinde aklınıza sadece mezeler gelmesin. Bazı barlarda enfes tatlılar ve benim elimdeki cheesecak’leri de bulabilirsiniz. Size bir de sürprizim var. Birazdan dünyanın en iyi restoranlarından birinin hem sahibi hem de şefi olan Elena Arzak ile sohbet edeceğiz. ve onun ayrcalıklı rezet reçetelerini yarattığı mutfağına konuk olacağız. Bunu ne yapacağım? Bunu da otele götürüp yiyeceğim. [Müzik] Burası Arza’ın laboratuvarı ve Elena Arzak ayrıcalıklı rotalar izleyicileri için sorularımızı cevaplandıracak. Elena, 120 yıldan beri değişmeyen Arzak başarısının sırrı ne? Bir yandan önceki kuşaklara duyulan saygı. Bask bölgesinde biz aileyi severiz ve yaşlılara saygı duyarız. Ayrıca kendi geleneklerine, kültürüne ve çevredeki işlenmemiş malzemelere saygı duymak da önemlidir. Dünyanın pek çok yerinden ilham alıyorsun. Peki Türk mutfağı hakkındaki düşüncelerin neler? Benim için Türk mutfağı gerçekten inanılmaz. Yemekler çok ilginç. Sevdim çünkü pek çok kimliği var. Peki restoranınızda kullanmak için İstanbul’dan ne tür malzemeler getirdin? Dostum Mehmet Gür sayesinde Türk ve Anadolu mutfağını çok uzun zamandır tanıyorum. O bana bu konuda çok şey anlattı. Ayrıca bazı konuklarımız ve şefler de bu mutfağın inceliklerini anlattılar ve ben de bazı malzemeler aldım. Tabii bazı tatlılar, lokumlar, eee, baklava aldım ve bunu herkes biliyor. Gerçekten muhteşem bir şey. Ayrıca kuzuyu pişirme tarzınızı da çok seviyorum. San Sebastian’daki gastronomika’ya, Türkiye’den gelen bir grup şef bize her şeyi gösterdi. Sydney’de çok iyi bir Türk aşçısı olan bir dostum var. Şefin adı Somer Sivrioğlu. O bana salep kullanmamı tavsiye etti. Salep bulmak çok zor. Burada yok. Ben de kullandım. Artık kuzu yaparken salep kullanıyorum. Gerçekten çok çok farklı bir lezzet elde ediliyor. Anlayacağınız Türkiye’de daha uzun zaman geçirmeliyim ve pek çok bölgeyi ziyaret etmeliyim. Aralık ayında Gastromasa Kongresi katıldım ve çok beğendim. Gerçekten muhteşem, inanılmazdı. Ayrıca Türkiye’deki insanlar yemek yemeyi seviyor. Hem de çok seviyor. Sokaktaki insanlar da öyle. Yemekler de muhteşem. Neolokalin şefi bize bazı sokak yemeklerini de gösterdi. İnsanların yemeklerle bu kadar ilgilenmesi inanılmaz. Keşke yine gelebilsem. Menünüzde Türk mutfağından etkilenip hazırlayacağınız yemekler olacak mı? Evet. Mesela orada kullanıldığı şekilde Antep fıstığı kullanacağım. Türkiye’de balın kullanım şekli de bizimkinden çok farklı. Ayrıca balığı sevdiğinizi de biliyorum. Balığın hazırlanmasında marine edilmeye benzer bir yöntem var ki bu harika ve kuru meyvelerle karışık sebzeleri gerçekten çok seviyor. Bunları bir araya getirmek gerçekten gerçekten muhteşem. Misafirleriniz arasında Türkler de var mı? Evet. Evet. Çok fazla Türk konuğumuz var ve bu benim hoşuma giden bir şey. Çünkü çok açık fikirli olmalarını seviyorum. tavsiyelere açıklar. Bize güveniyorlar ve bu bizim için bir avantaj. Böylece onlara tavsiyelerde bulunabiliyoruz. Bu da çok hoş. Bazıları bize tatlı malzemeleri getiriyor. Gerçekten çok şanslıyız. Biliyorsunuz Bilbao’ya doğrudan uçuş var ve Bilbo San Sebastian’dan çok uzak değil. Bu bizim için bir avantaj. Böylece biz de gidebiliyoruz. Onlar da gelebiliyor. Elena, Türk misafirlerine söylemen için sana bir Türkçe kelime öğreteceğim. Merhaba. Merhaba. E alıyoruz. [Müzik] San Sebastian’a 20 dakika uzaklıktaki Geterya’dayız. Birazdan ziyaret edeceğimiz müze harika ama sahile inip ara sokaklarda kaybolmayı ve kasabayı keşfetmeyi de unutmayın. Size ayrıcalıklı bir sır. Bu kasabada bulunan Elano mi yıldızlı bir restoran ve kalkanıyla meşhur. [Müzik] Şu anda moda tutkunları için sıra dışı bir noktadayız. Dünya modasının duayenlerinden baskı Cristobal Balenciaga’nın eserleriyle taşlanmış özel bir müze burası. Bir dönem San Francisco’daki Yo Müzesi ve New York’ta sergilenen Balenciaga tasarımları artık kendi adına açılan müzede görülebiliyor. 30 milyon euroya mal olan müze yüzyıldan kalma Aldamar Sarayı ve yanında Kübalı mimar Hulyan Argilagos’un imzasını taşıyan çağdaş ve cesur tasarımlı bir çelik binada. Yapımı 10 yıl sürmüş. 2011’de kapılarını ziyaretçilerine açmış. Müzenin açılışını İspanya Kraliçesi Sofia yapmış. 1200 parçalık orijinal moda tasarımını koleksiyonunda bulunduran müzede dönem dönem farklı konseptler de oluşturuluyor. Burada Balansiaga’nın kraliyet elbiseleri, Boğa güreşinde giyilen kıyafetler ve gösterişli gelinliklerden oluşan yaklaşık 100 tasarımı kalıcı koleksiyon kapsamında sergileniyor. Bugün bizim bu ayrıcalıklı müzede olma sebebimiz Balenciaga’nın tasarımlarının öneminin yanı sıra bir moda deasının yaşamına, moda tarihine ve onun yenilikçiliğine tanıklık etmek. Çünkü burası pek çok gence cesaret ve ilham verecek nitelikte. Gelin şimdi içeriye girip moda dünyasında tarihi bir yolculuğa çıkalım. [Müzik] Cristobal Balenciaga 1895 yılında İspanya’nın Bask bölgesindeki Geterya isimli balıkçı köyünde dünyaya gelmiş. Pek çok ünlü modacı gibi kariyerine bir terzinin yanında çalışarak başlamış. Hem de daha 12 yaşındayken kısa bir süre içinde kendini göstermiş. Dönemin asillerinden biri onu işe almış. mesleğinde kendini geliştirmesi amacıyla San Sebastian’a yollamış. Dünya Savaşı’ndan önce San Sebastian’da açtığı annesinin kızlık soyadından esinlendiği Elsa isimli ilk mağazasının başarısını Madrid ve Barcelona’daki şubelerle devam ettirmiş. Ünüyle birlikte müşterileri arasına İspanyol aristokratlarının yanı sıra kraliyet ailesini de eklemiş. Ancak 1936’da başlayan İspanyol iç Savaşı’nda Paris’e taşınmış. Orada da kısa sürede aynı başarıyı yakalamış. I. Dünya Savaşı sonrasında moda dünyasının zirvesine oturmuş. Rakiplerinin klasik tasarımlarının aksine döneminin en moderni olarak ünlenmiş. İncecik mankenlerdense farklı vücut tiplerindeki kadınlarla çalışmayı tercih etmiş. Çoğu tasarımcının aksine Balenciaga özel hayatını göz önünde tutmamış. Hatta tasarımlarının kopyalanmasını önlemek için basın tanıtımı ve röportaj bile yapmıyormuş. Balenciaga’nın tasarımları ve duruşuna en yakın rakipleri bile saygı göstermiş. Onu usta olarak nitelemişler. 1972’de aramızdan ayrılan Balenciaga hazır giyimin hakimiyetiyle Hot Kutüründe sona ereceğini düşünüyormuş. Pek haksız sayılmaz ama her iki giyim tarzı da hala varlıklarını devam ettiriyorlar. Fakat en önemli soru hala cevabını arıyor. Moda sanat mıdır? [Müzik]
Profesyonel rehber ve tarihçi Saffet Emre Tonguç NTV izleyicisi için yollarda. Türkiye’ye gelen en önemli misafirlere İstanbul’un anlatan, dünyada gidilmemiş ülke bırakmayan Saffet Emre Tonguç eşsiz deneyimlerini kendine özel üslubuyla ekrana taşıyor. Bugüne kadar NTV ekranı için onlarca ülkeye giden farklı deneyimleri ustalıkla paylaşan gezinin usta ismi yeni rotalar için hazır…
Ayrıcalıklı Rotalar’a Abone Olmak İçin → https://www.youtube.com/@AyricalikliRotalar
Ayrıcalıklı Rotalar Tüm Bölümleri İzlemek İçin → https://www.youtube.com/watch?v=dKAuU-O7bLk&list=PLWr0IMDeQXljSvfO9Ol4m8RwvFcmWtJEV
#AyrıcalıklıRotalar #SaffetEmreTonguç #NTV
2 Comments
Harika vlog bilgilendirici Vakko'sun be abimm
Çok güzel bir video olmuş emeğinize sağlık çok teşekkürler